BeyForuM
BeyForum Anasayfa > BeyForuM > GENEL - GÜNCEL - KÜLTÜR - SANAT > Kültürel Hayat > Bilim > Işınlanma Gerçekleştirilebilirmi.?
Eski 10-04-2010, 03:59   #1 (permalink)
BeyForuM
Owner
BeyForuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye Numarası: 1
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesaj Sayısı: 6,031
BeyForuM isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Işınlanma Gerçekleştirilebilirmi.?

Bu soruyu yanıtlamak için kuantum fiziğinin kurallarını bir gözden

geçirmek gerekiyor. Çünkü kuantum dolaşıklığı, bilginin transferini

yani günümüzdeki anlamıyla ışınlamanın temelini açıklıyor.

1920'lerde fizikçiler, atomaltı parçacıkların sadece gözlendikleri zaman kesin özelliklere sahip

olduğunu keşfettiler. Örneğin, çevresinden tamamen yalıtılan bir elektron, aynı anda iki farklı fiziksel

durumda olmalıydı: Yukarı spin ve aşağı spin durumları... Basit bir benzetme yaparsak, bu durumdaki

bir elektron, aynı anda hem sağa hem de sola dönen bir topaç gibiydi. Yine kuantum fiziğine göre, bir

elektronun sadece sağa mı, yoksa sola mı döneceğine karar vermesi için başka parçacıklarla

etkileşime girmesi gerekiyordu.

1905'te, fotoelektrik özellikleri açıklayarak, Max Planck’la birlikte kuantum fiziğini geliştiren Einstein

ise, Tanrı’nın "evrende zar attığına" inanmıyordu. Evrenin, sağduyuya aykırı bir olasılıklar âlemi


olmadığını söyleyen Einstein, kuantum fiziğinde bazı eksiklikler olduğuna inanıyordu. Bu nedenle

"kuantum dolaşıklığını" çürütmek için yaptığı deneyler ona yanıldığını gösterdi; "Topaçlar aynı anda iki

yöne birden dönebiliyordu", yani kuantum dolaşıklığı gerçekti!



Kuantum dolaşıklığını iyice kavrayabilmek için, fizikçi Wolfgang Pauli'nin "dışarlama

ilkesi"ne göz atmak gerekiyor. Pauli'ye göre, bir atomun yörüngesinde dönen elektronlar

belli bir sıra izliyorlar. Örneğin, bir elektron aşağı spin durumunda ise, diğeri yukarı spin

durumunda olmak zorunda. Bu olayı düz mantık yürüterek açıklamaya çalışalım. Bir

elektronun başka bir elektrondan farkı nedir? Kütlesi mi? Hayır, bütün elektronların kütlesi

eşittir. Şekli mi? Elektronların belli bir şekli yoktur, onlar matematiksel olarak tanımlanan

birer "enerji noktası"dır. İki elektronu birbirinden, ancak sahip oldukları kuantum durumu

ayırabilir. Sözgelimi, bir elektron yukarı spin durumunda, diğeri de aşağı spin durumunda

ise, ikisinin farklı olduğunu söyleyebiliriz. Peki, ya her iki elektron da spin yukarı durumunda bulunsa,

aralarında bir fark olur muydu? Olmazdı, olamazdı...

İşte Einstein, yaptığı deneyle böyle bir şey olmadığını göstermek

istiyordu. Einstein'in aklında geliştirdiği tasarı şöyle idi: Mademki evrende

hiçbir şey ışıktan hızlı gidemez ve ışığın boşluktaki hızı saatte yaklaşık

300.000 km'dir; öyleyse evrende bir hız sınırlaması vardır. Bu durumda,

bir elektron aşağı spin durumunda iken diğeri yukarı spin durumuna

geçiyorsa, ikisi arasında güç aktarımı olması gerekir ki, birbirlerinden

etkilenebilsinler. Bu bağlamda, iki dolaşık elektron aynı kuantum

durumunu alana kadar aradan belli bir süre geçmesi gerekir. O zaman,

ışık hızı temel alınarak ne kadar zaman geçtiği hesaplanabilir.



1990'ların sonlarında bilim insanları, çok hassas aynalar ve güçlü lazer

ışınları kullanarak, Einstein'in düşündüğü deneyi bir kez daha yapmaya


çalıştılar. Ancak karşılarında büyük bir engel vardı. Kuantum dolaşıklığını

kanıtlamak için, çevresinden bütünüyle yalıtılmış bir elektronun aynı anda

hem sağa hem de sola döndüğünü göstermeleri gerekiyordu. Oysa, bir elektronun resmini çekerlerse

onu etkileyecekler ve sadece tek bir kuantum durumunu almasına neden olacaklardı. Bunu

engellemenin tek çaresi, "elektrona bakmadan onu görme"nin bir yolunu bulmaktan geçiyordu. İlk

başta mantığa ters düşen bu durum şöyle örneklenebilir:

Gizli servis ajanı 007, merkeze çok önemli bir bilgi yollamak istiyor ve bu bilgileri kuantum

dolaşıklığından yararlanarak şifreliyor. Merkezde çalışanların ise bu şifrenin nasıl çözüleceğinden

haberleri yok. Ancak 007, bilgileri elektronik olarak kaydetmiş ve elektronları da yukarı spin

durumuna getirerek şifrelemiştir. Merkezi arayan 007, elektronları hangi durumda şifrelediğini

bildiriyor. Gizli servisin şifre çözücü görevlisi şifreyi okuyarak elektronları etkiliyor ve bir kuantum

durumunu seçmeye zorluyor. Böylece elektronlar şifrelenmeden önceki hallerine, yani aşağı spin

durumuna geri dönüyor, mesaj da çözülmüş oluyor.



Kuantum şifrelemenin en büyük avantajı, şifreleyenin alıcıya hu, bir şifre anahtarı yollamak zorun da

olmaması, yalnızca mesajı gön derdiği kişiye "şifreledim" demesinde yatıyor. Kuantum şifreleme

sindeki en büyük gizlilik ve korunma olayı, mesajı şifreleyenin (örneğimizde 007), telefonu

dinlenebilse bile bir problem yaratmamasından kaynaklanıyor; çünkü, telefon konuşmasında

elektronların durumundan söz eden olmadı. Kısacası, bir casusun şifreyi çözmek için hem mesajı ele

geçirmesi hem de telefon konuşmasını dinlemesi gerekirdi. Düşük bir olasılık...

Deneyi gerçekleştirerek Einstein'in ortaya attığı fikri sınamak isteyen fizikçiler de işte bu mantıktan

yola çıkarak laboratuvar ortamım hazırladılar. Öncelikle, bir elektronu çevreden tümüyle yalıtıp,

deyim yerindeyse bir hücreye kapattılar. Ardından, "ikiz elektronu" özel bir yere yerleştirdiler. Her iki

elektron da aynalarla yansıtılan lazer ışınlarından örülme bir anten ağıyla izleniyordu.



Eğer kuantum dolaşıklığı teorisi doğru ise, elektron, ona bakıldığında belli bir kuantum

durumuna geçecek; kimsenin bakmadığı ikizi de anında etkilenip aynı kuantum durumunu

seçecekti. Eğer iki elektron da aynı kuantum durumuna aynı anda geçerse, bu, dolaşıklığın

ışık hızına bağlı olmadığı anl***** gelecekti. Aksi durum izlenirse, yani orijinal elektronun

ikizi gecikmeli olarak aynı kuantum durumuna geçerse Einstein haklı çıkacak, "kuantum

dolaşıklığı teorisi" tarihe karışacaktı. Bilim insanları bu deneyi yaptılar ve her iki elektronun

da "aynı anda" aynı duruma geçtiği gözlendi. Einstein yanılıyordu, dolaşıklık gerçekti.

Peki fizikçiler, ikizi hariç, çevreyle ilişiği kesilmiş olan o elektronu nasıl gördüler? İkizinden etkilenen

elektron yalıtılmış durumdan çıktı ve çevresini etkilemeye başladı. Lazer sensörler de elektronun bu

yeni halini derhal ölçtü.



Kuantum kur***** göre, dolaşık parçacıklar birbirlerinden ne kadar

uzak olursa olsun birbirlerini anında etkileyebiliyor. Sanki devamlı

birbirinden haberleri var. Peki beynimiz de kuantum dolaşıklığına

tabi bir organ olduğuna göre, dolaşıklık telepati gibi paranormal

aktiviteleri açıklayabilir mi? Birçok kişi için bu soru anlamsız. Çünkü

telepati diye bir şey yok. Ancak, son yıllardaki araştırmalar,

kuantum dolaşıklığının sanıldığından daha gerçekçi bir fikir

olduğunu ortaya koydu.

Örneğin, Oxford Üniversitesi'nden Prof. Roger Penrose, dolaşıklığın

insan zihninin işleyişinde önemli rol oynadığını düşünüyor.

Penrose'a göre beyin, nöronları dış dünyadan yalıtan bir kuantum sistemidir; yani, beyin hücrelerinin

birbiriyle kuantum dolaşıklığı sayesinde haberleşmesidir. Bu durumda herhangi bir düşünce beynin

belli bir bölgesinde değil, aynı anda bütün beyinde ortaya çıkıyor. Eğer kanıtlanırsa, beynin her

bölgesinin sadece belli bir işe yaradığını söyleyen klasik tıp öğretisi yıkılmış olacak demektir.
Bu konu yada mesaj "www.beyforum.net" sitesine aittir.
BeyForuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
gerceklestirilebilirmi, isinlanma

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlı. Şuanki Zaman: 16:46.

-->   Turizm