|
|
#1 (permalink) |
|
Üye Numarası: 1
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesaj Sayısı: 6,031
|
İSLAMİYET ÖNCESİNDE TÜRK KADINININ TOPLUMDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Bu konu yada mesaj "www.beyforum.net" sitesine aittir.
“Dünün , bugünün ve yarinin en degerli varliklarina” Kadının aile içinde erkekle paylaştığı sorumluluklar ve toplum hayatında giderek artan fonksiyonunun incelenmesi önemli bir konudur.Nitekim,Türk kadınının son yüzyılda,özellikle Cumhuriyet döneminde yaşayan sosyal değişme içindeki yerinin ne olduğu sorusunu sık sık tekrarlanmış ve buna cevap aranmıştır.Bu meseleyi açıklığa kavuşturabilmek ve bugün ulaşılan merhaleyi daha iyi gösterebilmek için,bu sonucu hazırlayan tarihi ve sosyal gelişmeleri öncelikle ortaya koymak zarüreti vardır.Şimdi biraz gerilere giderek bu gelişmeleri gözden geçirelim. Eski kavimlerde kadının durumu ne idi? Mesela,eski Hint,Çin,Moğol ve Arap toplumlarında babanın otoritesine dayalı “pederşahi” aile sistemi ve çok evlilik(poligami) hakimdi.Ailenin mirası ve yönetimi daima babadan oğula geçer,kız çocuklarına herhangi bir söz hakkı verilmezdi.Kadın zengin ve seçkin bir aileden değilse saygı görmez,bir ticaret meta gibi değerlendirilir.O,ancak erkeğin malı olarak bir değer ifade ederdi.Hatta kadın,Hindistan’da XIX. yüzyıla kadar ölen eşinin arkasından yakılmaktaydı.Eski Araplarda da kız çocuklarının yüz karası olduğu düşünülür, diri diri toprağa gömülürdü. Babil’de meşhur Hammurabi kanunları, kadının toplumdaki yerini belirleyen hükümler taşıyordu.Buna göre, tek evlilik esastı;fakat zaman zaman çok evliliğede rastlanıyordu.Erkek, ancak namusunu korumadığı takdirde eşini boşayabilirdi.Kadın da, eşinden haksızlık gördüğü takdirde onu terk etme hakkına sahipti. Eski Roma,Yunan ve Sparta gibi topluluklarda da pederşahi bir aile düzeni vardı; fakat, çok evlilik yasaktı.Bununla birlikte, kadın ticareti söz konusu idi.Kadınların yönetimde herhangi bir fonksiyonu yoktu. Eski Türklerde ise kadının durumu çağdaşlarına göre oldukça farklı idi.Aile düzeni pederşahi, değil pederi idi.Toplumda tek evlilik esastı; ancak idareci zümreye mensup ailelerde çok evliliğede rastlanmaktaydı. Yanlız, sonraki kadınlar hiç bir zaman “katun” durumuna gelmezler, çocuklarıda yönetimi ele geçirmezdi.Katun daima hakanın yanında yer alır, hakan savaşa gidince onun görevlerini yerine getirirdi. Evlilik sırasında oğlan tarafı kız tarafına “kalıng” denilen bir para ve mal verirdi.Boşanma söz konusu olduğunda kadın suçlu ise “kalıng” erkeğe verilir, erkek suçlu ise kadında kalırdı. Eski türklerde, ölen kardeşin dul kalan eşi ve üvey anne ile evlenme geleneği (leviratus) de görülmekteydi.Bunun gayesi hem dul kadınları himaye etmek, hem de aile mülkünün parçalanmasını önlemekti.Ancak, kadın zengin ise, evlenme sırasında aldığı “kalıng”ı iade ederek, bu evliliği reddetme hakkına sahipti. Eski Türk toplumlarında aile en önemli sosyal birlik oldugundan, ailenin temelini teskil eden kadin, Türk destanlarında, Türk efsanelerinde öyle yüce bir mertebeye konulmustur ki, kadini böylesine yüce bir varlik haline getiren töreye, kültüre hayran olmamanin imkani yoktur. Kadin, erkegin biricik yoldasi ve çocuklarinin anasi olmak gibi önemli bir vazifeyle görevlendirilmistir. Daha da önemlisi Türk irkinin tek bereket kaynagidir Kendisine verilen bir takirn haklardan dolayi hanlarin, hakanlarin, cengaverlerin önünde saygi ile egildikleri bir seref abidesidir. Türk destanlarında kadin ilahî bir varlik konumuna gelmistir. Öyle ki, erisilip dokunulmasi, koklanmasi, kisaca bes duyu ile algilanmasinin imkani yoktur. Yaratilis Destaninda, Tanri’ya insanlari ve dünyayi yaratmasi için Fikir ve ilham veren “Ak Ana” adinda bir kadindir. Oguz Kagan’in ilk karisi, karanligi yararak gökten inen mavi bir isiktan, ikinci karisi ise kutsal bir agaçtan dogmus insan üstü varliklardir. Yakutlarda “Ak Oglan” agacin içinden çikan nurlu bir kadin tarafindan emzirilmistir. Ilk Türk yazitlarindan olan Bilge Kagan Kitabesi’nde Kagan: “Sizler anam hatun. büyük annelerim, ablalarim, hala ve teyzelerim, prenseslerim…” hitabiyla söze baslar. En eski Türk inancina göre “han ile hatun” gök ile yerin evlatlaridir. Kadin burada yedinci kat göktedir. Kadina, böylesine bir kutsallik veren törede kadinin dövülmesinin, hor-anmasinin, itilip kakilmasinin imkani yoktur. Zaten Türk kültüründe ve deslanlarında böyle bir durum göze çarpmamaktadir. Türk destanlannda kadin, erkegin daima yanindadir. Onlarin güç ve ilham kaynagidir. Dede Korkut Hikayelerinden olan “Deli Dumrul”da, Dumrul caninin yerine can bulma çabasina girince, bunu kadinindan bulmus, kadini ona hiç çekinmeden “canini verecegini” söylemislir. Yine Türk kültüründe destan kahramanları, iyi ata binen, iyi kiliç kullanan, iyi savasan kadinlarla evlenmek istemektedir. Nitekim yine Dede Korkut’taki Bamsi Beyrek Hikayesinde yer alan “Banu Çiçek” bunun en güzel örnegidir. Dede Korkut Hikayeleri’nde ortaya konulan kadin anlayisi Islamiyet öncesi Türk topum hayatindaki kadin anlayisina tamamiyle uygun olan islami kadin anlayisidir. Toplum hayatindaki kadin ve erkek münasebetleri bütünüyle açilik ve dürüstlük esasi üzerine kurumustur.Kadin sosyal hayatta erkegin esiti, olarak degerlendirilmekte ve sahsiyetine saygi duyulmaktadir.Hiç bir zaman bir zevk ve ask vasitasi olarak görülmemekte,erkege denk bir sahsiyet olarak ortaya çikmaktadir.Islamiyet öncesi Türk kültür ve sosyal hayatinda hiçbir sekilde kadin ve erkek ayirimi görmek mümkün degildir.Kadin ve erkek denen iki ayri cins arasinda tam anlamiyla bir esitlik ana kuraldir.Islamiyet’in kadina verdigi büyük deger,mevcut sosyal deger ölçüleriyle büyük uyum teskil ettigi içindir ki,Türklerin bu dini kabullenmesi son derece kolay olmustur.Çünkü kadinin insan sayilmadigi bir devirde çikan ve bölgede çikan Islam dini,kadini içine itildigi karanliktan aydinliga çikararak,ona sosyal hayatta hakki olan yeri ve degeri vermistir,onu insandan saymayan sadece bir zevk ve eglence vasitasi olarak gören erkegin karsisina bir esiti ve dengi sahsiyetin sahibi olarak çikarmistir.Iste Dede Korkut Hikayeleri’nde karsimiza çikan kadin anlayisi,Islamiyet’ten önce yasanan toplum hayatinin ortaya koydugu kadin anlayisi ile Islami devir toplum hayatinin ortaya koydugu kadin anlayisinin bir sentezidir denilebilir. Hikayelerde Islami hayattan daha önce sosyal hayat içinde aktif olarak basli basina bir sahsiyet halinde var olan Türk kadini,Islami dönemde de ayni sekilde ama bu sefer Islam inancinin getirdigi degerlerle daha da gelismis,ama sosyal hayat içerisindeki aktivitesinden ve sahsiyetinden hiçbir sey kaybetmemis olarak karsimiza çikmaktadir. Eserde kadin erkek esitligi ve kadinlarla erkeklerin serbestçe görüsüp konusma imkanina sahip bulunduklarinda dair bölümler vardir.Dede Korkut Hikayeleri’nde kadinlar erkeklerden kaçmazlar.Onlarla belli bir rahatlik ve serbestlik içerisinde konusurlar.Bu serbestlik içinde hiçbir gayri ahlaki motiflere rastlanmaz.Hiçbir zaman hiçbir yerde kadin erkek münasebetleri cinsellik açisindan ele alinmaz.Her iki ayri cinsin karsilikli iliskileri normal insani iliskilerin ötesine geçmez. Dede Korkut Hikayeleri’nde kadinlarda erkekler gibi savasçidirlar. Kadin toplum içinde tamamiyle demokratik bir yere sahiptir.Erkegin ölümünden belli bir süre gönlünün diledigi ile evlenebilir.Ona bu hak kendisini seven kocasi tarafindan daha sagliginda verilmistir. Manas Destaninda kadin, evin namusunun koruyucusudur. Kahramanlar, ahlak disi bir is yapacaklari zaman kadin onlara mani olmaktadir. Kazaklarda kadina verilen deger su atasözüyle ne güzel anlatilmistir. “Birinci zenginlik saglik, ikinci zenginlik kadindir.” Tüm Türk destanlarında, sarsilmaz bir saygi, sevgi ve sadakat vardir. Gerdege girdigi gün, murad alip vermeden yalniz kalan kadin (gelin) kocasi dönünceye kadar onu bekleyecegine ve üzerine bir erkek sinek bile kondurmayacagina and içerdi. Kadinlarin, savasta düsmanin eline geçmesi büyük bir zillet sayilirdi. Destanlarin hiçbirinde sehveti andiran çirkin olaylarin olmayisi, üzerinde durulmasi gereken önemli bir konudur. Oguz Kagan Destaninda, irza tecavüz edenlerin öldürüldügü veya gözlerine mil çekildigi ifade edilirken; Iran’in ünlü destani “Sehname”de bu tür ahlaksizliklarin hikaye edildigi ortadadir. Örnegin Sehname’nin kadin kahramanlarindan olan “Südübe”, Siyavus’a asiktir, ve ona çirkin tekliflerde bulunur: “Hadigel, kimsenin haberi olmadan beni bir kere sevindirde, gençligimin günlerini tazelendirip onlan bana yeniden bagislayiver.” Banu Çiçek ile buradaki kadin tipini karsilastirmaya gerek bile yoktur. Iranli bir tarihçi olan Gerdîzî de; “Malümdur ki Türk kadinlari çok iffetlidirler.” derken Türk kadinin ahlakî temizligini övmektedir. Bu övgü bosuna degildir. Nitekim kadin adlari arasinda, temiz, faziletli manasina gelen; “Hun, Salbir, Arig, Ank, Uygur Silig, Kazan Silu” gibi adlarin bulunmasi sebepsiz degildir. Ayni sekilde Ibn Batuta, Seyahatnamesi’nde Kirim’daki hatiralarini anlatirken söyle demektedir. “Burada tuhaf bir hale sahit oldum ki o da Türklerin kadinlara gösterdigi hürmetti. Burada kadinlann kiymet ve derecesi erkeklerinkinden çok üstündür.” Islamiyet öncesi Türk topumunda, kadinsiz bir is görülmezdi. Daha önce belirttigimiz gibi, kadin erkeginin tamamlayicisidir. O sürekli erkeginin yanindadir. Hanlarin buyruklari yalniz “Hakan buyuruyorki ifadesiyle baslamamissa geçerli kabul edilmezdi. Yabanci devlet elçilerinin kabülünde hatun da hakanla beraber olurdu. Törenlerde, sölenlerde kadin, hakanin soluna oturur, siyasî ve idarî konulardaki görüslerini beyan ederdi. Kadinlarin savas meclislerine katildigi dahi olurdu. Örnegin; Büyük Hun Imparatorlugu adina Çin ile ilk bans antlasmasini Mete Han’in hatunu imzalamistir.(2) Ebul Gazi Bahadir Han. Secere-i Terakime’de. Oguz ilinde, yedi kizin uzun yillar beylik yapliklarini anlatmakta ve bu kizlarin isimlerini söyle siralamaktadir “Boyu Uzun Burla, Barçin, Salur, Sabati Hatun, Künin Körkli, Kerçe Buladi, Kugatli Hanim “(3) Türk kadini, diger toplumlarda oldugu gibi baski altinda tutulmuyor, asagilanmiyordu. Kadinin yüceligi, Altay daglarinin en yüksek tepesine “Kadinbasi” ismi verilerek, sanki çaglar sonrasina bir mesaj gibidir. Islam öncesi Türk topluluklarinda kadina böyle bir bakis açisi var iken, Türk toplumu disinda kalan milletlerde kadinin durumu acinacak bir haldedir. Cahiliye devri Araplannda, kadinin kocasi yanindaki degeri, alinip satilan bir maldan farksizdir. Arap erkegi, adet zamaninda kadinla bir arada oturmaz, onunla yiyip içmezdi. Ayni dönemde, yine burada kadinin miras hakki yoktur. Oysa, Türk kadini miras hakkina sahiptir. Mesela Yakutlarda kadinin kendine ait mülkü mevcuttur. Buna “and ” veya “semse” adi verilir. Kadinin bunu, istedigi gibi kullanmak hakki vardir. Ölen bir kocanin karisi var ise bunun mirastan iki hali olur: 1. Kocanin, oglu veya kizi, oglunun. oglunun oglu veya bir kizi ile beraber bulunuyorsa sekizde bir. 2. Bunlardan hiçbiri kadinin yaninda degilse dörtte biri miras alinirdi. Ani dönemlerde kadinlarin diger toplumlardaki durumunu incelemeye devam edelim. ingiltere de XI. asra kadar kocalar karilarini satabilirdi. Hristiyanlar ise kadina seytan gözüyle bakmislardir. Yine Ingiltere’de kadin “murdar” bir varlik sayildigi için Incil’e el süremiyordu. Kadinlar Incil’i okuma hakkina Hanry devrinde (1509-1547) sahip olmuslardir. Ingiliz Piskoposu Dour’un 1888 yilinda Westminster Kilisesinde vaaz verirken söyledikleri tüyler ürperticidir. “Bundan yüz sene öncesine kadar kadin, erkegin sofrasina oturma hakkma sahip olmadigi gibi, sorulmadan söze baslamasi caiz degildi. Kocasi basinin ucuna kocaman bir sopa asardi ki karisi ne zaman bir emrini tutmazsa onu kullanirdi. Kadinin sözü kizlarina geçmezdi. Erkek çocuklar ise, analarina ev içinde bir hizmetçi kadindan fazla paye vermezlerdi.”(5) Çin ‘de ise bosanma hakki sadece erkege mahsustu. Kadinin böyle bir hakki yoktu. Oysa Türk kadini tüm bu haklara sahipti. “Koca, karisini,kadin kocasini bosayabilirdi.” Koca karisinin getirdigi çeyizin bedelini verirken, kadin da para vermek veya mihrinden vazgeçmek suretiyle kocasindan bosanabilirdi.”(6) Budizm’in kurucusu Buda ise ilk baslarda kadinlari dinine kabul etmemistir. Eski Türk kadini, Roma kadinindan da daha fazla haklara sahipti. Roma hukukunda kadin kendi malina hükmedemezdi. Vasiyet yapamazdi Roma hukuku, kadini, ergin kabul etmiyordu. Onu noksan akilli sayiyordu. Romali kadin Jüstinyen devrine kadar tam bir esir hayati yasamistir. Roma’da dul kadinin evlenmesi suç sayiliyordu. Yine Çin’de yeni dogan çocuk erkekse pahali kumaslara, kiz ise bez parçalanna sarilirdi. Iran’da kendilerine es bulan kizlar günahkar sayilmistir. Iran’da kanlari bozmamak için yakin akrabalarla evlilik uygun görülmüstür. Bu sebepten analari ile kiz kardesleri ile evlenenler ortaya çikmistir. Ayni sekilde cahiliye Araplannin kiz çocuklarini diri diri gömmeleri aci gerçeklerdir. Kiz çocuga sahip olmak serefsizlik sayilmistir. Iste bu dönemlerde Türk kizlari ve kadinlari toplumun serefli birer ferdidir. Türk milleti hariç, kadinlari asagilamayan, hor görmeyen bir millet yoktur. Türk kadininin, böyle ihtisam içinde ve saygi görerek yasamasi, Türk karakter ve kültürünün yüksek degerini ifade eder. |
|
|
|
![]() |
| Tags |
| islamiyet, kadininin, oncesinde, onemi, toplumdaki, turk, yeri |
«
önceki Konu
|
sonraki Konu
»
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlı. Şuanki Zaman: 19:40.






Normal
