BeyForuM
Eski 10-04-2010, 03:04   #1 (permalink)
BeyForuM
Owner
BeyForuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye Numarası: 1
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesaj Sayısı: 6,031
BeyForuM isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Mirac Mucizesi...

İslam bir mucize dini değildir. Söylentilerden kaçınan ve Kuranı Kerim´i esas olarak kabul eden tüm İslami yorumcular için bu böyledir. İslam´a dikkatle ve saygıyla yaklaşan batılı araştırmacılar için ise, Hz. Muhammed kendi sözüyle normal bir insandır ve Allah, Hz. Muhammed´e üstün bir güç vermemiş ve doğaüstü bir olay yaratmamıştır, bu yüzden İslam Peygamberi büyük bir başarının insan sahibidir. Dehasını kullanarak, zekası, sabrı ve iradesiyle bir dünya dini yaratmıştır. Ama İslam´ın temel taşlarından birisi olan Mirac olayı, bu çizgiden taşar. Çünkü mucizevi bir olaydır ve Kuran´da da kısa da olsa yer alır.









Hz. Muhammed´in, Hicret´ten önce 619 yılının Recep ayının 17. Pazartesi gecesi Mirac´a çıktığı kabul edilir. Taif kentinden dönüşünde, Mut´im bin Adiyyin´in koruması altında Mekke´ye gelmiş ve o Pazartesi gecesinde amcası Ebu Talib´in kızı Ümmühinin´in evinde yatsı namazını kıldıktan sonra uyumuş ve o sırada Mirac olayı gerçekleşmiştir. Olayın başlangıcını Hz. Muhammed şöyle anlatır;



"Evin damı aniden yarıldı ve Cebrail gelerek göğsümü açtı, zemzemle yıkadı sonra içinde hikmet ve iman dolu bir altın tas getirih kalbime boşalttı ve kapattı. Beraberinde Burak vardı, ona bindim. Burak adımını gözünün görebildiği en son noktaya atan, güneşe benzer, şimşek ve ışık gibi çakıp giderdi. Cebrail´le barebar Beyti Makdis´e "mukaddes" vardım ve namaz kıldım. Bütün peygamberler de benimle beraber kıldılar. Sonra yüce makamlara çıkacak Mirac kuruldu." Beyti Makdis yani Mescidi Aksa´nın (Şu anda Kudüs´de Ömer Camii) içinde Muallak Taşı adı verilen ve havada asılmış gibi duran dev bir kaya vardır.



İkisi gizli, ikisi ortada dört ırmak



Hz. Muhammed ve Cebrail bu kayanın üstünden göklere doğru yükselirler ve yedi kat gökyüzünü teker teker aşarlar. Hz. Muhammed, birinci kat gökyüzünde Adem Peygamber´le, ikincisinde İsa ve Yahya Peygamberler´le, üçüncüsünde Yusuf Peygamber´le, dördüncüsünde İdris Peygamber´le, beşincisinde Harun Peygamber´le, altıncısında Musa Peygamber´le ve yedinci kat gökyüzünde İbrahim Peygamber´le görüşür ve sonra Cebrail, Hz. Muhammed´i Sidrei Münteha´ya çıkarır. Hz. Muhammed burada Cebrail´i gerçek ve asıl şekliyle görür. Daha önce de, Peygamberlik müjdesi geldiğinde, Cebrail´i Ceyad denen yerde, tüm ufku kaplayan ve rengarenk 600 açık kanadı olan bir melek olarak görmüş ve secdeye kapanınca, Cebrail yine insan şekline dönüşmüş ve Peygamber´in alnına yapışan toprakları eliyle temizlemişti. Hz. Muhammed, Mirac´ın sonrasını şöyle anlatır;"Sonra Sidrei Mühteha´ya çıkarıldım, orası da bana gösterildi. Burası Allah´ın emriyle aydınlatılmıştı, renk renk ışıkları tarif edilecek gibi değildi. Yerden göğe, gökten yere heryerin merkeziydi. Sidre Ağacı´nın meyvesi olan ´Nebak´ Hacer´in testileri gibiydi ve yaprakları fil kulağına benziyordu. Orada ikisi gizli, ikisi açıkta dört ırmak akıyordu. Cebrail içten akan ırmakların cennet, dıştan akanların Nil ve Fırat olduklarını söyledi" Cebrail, Hz. Muhammed´e ayrıca burasının insanoğullarının tüm eylemlerinin burada son bulduğunu, Sidre´ni ruhların karargahı olduğunu, buradan dünyaya indiklerini ve geri döndüklerini ve böylece bir iniş-çıkış dönemini tamamladıklarını belirtti.





Burak´dan sonra Refref



Hz. Muhammed anlatmaya devam ediyor; "Sonra Beyti Mamur gösterildi, burayı hergün yetmiş bin melek ziyaret ediyordu, o arada bana şarap, süt ve bal dolu üç kase ikram edildi, ben sütü aldım, o zaman Cebrail; bana ´Süt senin ve ümmetinin üzerinde olduğu İslam yaradılışını simgeliyor, sütü alman doğruydu, şarabı alsaydın ümmetin sapıklıkta olacaktı." dedi." Hz. Muhammed burada Burak´tan iner ve "Refref"e biner, Cebrail Hz. Muhammed´i Refref´in meleğine teslim eder ve Peygamber´e veda eder; Peygamber ona kendisiyle beraber gelmesini teklif edince; "İmkansız, buradan öteye bir adım bile gidemem; eğer gidersem yanıp kül olurum, ilerlemek elimde değildir. Tanrı´nın seni yanına davet etmesinin nedeni, kendi ayet ve kanıtlarını sana göstermek içindir." der ve kendi yeri olan Sidre´de kalır. Hz. Muhammed, Refref Meleği ile birlikte Refref´e biner ve yedi göğün ötesine, dışındaki bir *****ı yükselir ve sesler işitir, yazı ve kalem hışırtıları gelmektedir. Miracname yazarlarından Muhiddin Arabi bundan sonrasını şöyle anlatır; "Allah, burada Levhi Mahfuz´a nelerin yazılacağını ve kullarına nelerin gönderileceğini belirtiyor ve melekler not alıyorlar. Allah burada, Peygamber´i nura batırıp çıkardı ve yalnız bıraktı, Refref Meleği geride kalmıştı, Hz. Muhammed onu göremeyince heyecanlandı ve korkarak adeta transa girdi. Yazı yazan kalemlerin hışırtısı, kendinden geçirecek kadar onu etkilemişti. Allah, ona burada daha önce bilmediği ve ancak Vahiy yoluyla öğrettiği ilmi, burada bizzat verdi. Hz. Muhammed, o anda bir ses duyar; "Ya Muhammed, dur, yürüme, Rabbin namaz kılıyor." Paygamber ürker ve "Rabbim mi namaz kılıyor?" diye düşününce ses cevap verir; "Evet, melekleriyle beraber namaz kılan O´dur." O zaman Hz. Muhammed, Allah´ın namaz kılmasındaki amacı anlar ve günde beş vakit namaz emrini alarak, sabah olmadan dünyaya döner ve hemen Kabe´ye gider. Hacerül Evsed´i tavaf ederek evine döner. Mirac, geleneksel İslam inancında Hz. Muhammed´in bedensel yani fiziksel olarak yaptığı bir yolculuktur. İslam düşünürlerinin hemen tamamı, ayet ve hadisleri referans göstererek bunu kabul ve iddia ederler. Görüldüğü gibi, Hz. Muhammed bir gece içinde akılalmaz bir yolculuğu yine akıldışı bir hızla yapmıştır. Mekke´den yola çıktıktan sonra ilk durak Kudüs´tür, yolculuk Burak adlı bir vasıtayla yapılır. Burak, Arapça´daki "Baraka" yani "şimşek" sözcüğünden türemiş, devamlı çakıp, sönen anlamındadır. Öyleyse Hz. Muhammed, ışık hızında hareket eden birşeye binmiştir; yani Burak bu hıza sahip bir aracın adı olabilir. Bir an için Burak´ın bir hayvan ya da bazı İslam kaynaklarında yazdığğ gibi at olduğunu varsaysak bile, böylesine bir hıza sahip bir canlının üzerinde kimsenin duramayacağı, tüm bedenin hücrelerine kadar yokolacağını düşünmemiz gerekir. Bu nasıl bir hızdır? Bu hız, dünya hızının üst sınırı olan saatte 700-800 km´nin üzerinde olsa dahi, Burak´la salt Kudüs´e değil, yedi kat göklere gidildiği için yine anlamsızlaşır. Ve üstüne üstlük bir atla uzaya çıkılamaz, hele bir de inançlara göre o insan fizik bedeninde ise...



Işık hızıyla yolculuk



Işık hızının yarısında veya yakın bir hızda uçabilen bir aracın, UFO örneklerinde olduğu gibi ivmenin negatif etkisini ortadan kaldırarak, yerçekimini yok edecek özel bir araç olması gerekir. Yani bu yolculuk yani Mirac, fizik bedenle yapılmışsa ve bir gecede akıldışı uzaklıklara gidildiyse, ortada olağanüstü bir uzay aracının olması gerekir. Bir araç daha var; Refref; bu sözcük Arapça "Döşek" anlamındadır, öyleyse Burak´ın belli bir kapasitesi, sınırı olmalıdır ki Refref´e geçilir. Benzer örneklere UFO´larda veya Hint Destanı Mahabbharata´ta sözü edilen Vimanalar"da raslanabilir. Güneş Sistemi içersindeki uzay araçlarıyla, Güneş Sistemi dışındaki uzay araçları arasında farklı araçların kullanıldığını varsayabiliriz. Eğer Mirac, ruhsal olarak yapılsaydı ortada Burak ve Refref´in olmaması gerekirdi, düşüncesi de akla gelir. Hz. Muhammed´in fizik bedeni, iki araçla İlahi Evren´e götürülmüş olabilir. Ama yine de Mirac, bir uzay gezisi değil, kutsal bir ilahi olay olmalıdır çünkü içeriği öyledir. Kuran Kerim´de sık sık yedi gökten bahsedilir. İslami gökbilim çalışmalarında, yedi gök yedi gezegendir ama buna Ay ve Güneş´de dahildir. Acaba kasdedilen yedi gök, Güneş Sistemi olabilir mi? Bunu cevaplamak mümkün değil. Ama anlaşıldığı kadarıyla Mirac yolculuğu sadece birkaç saat sürmüştür. Biraz daha ayrıntı arıyalım;



Bu kez bir kısrak



Emile Dermenghem adlı Fransız araştırmacının "Hz Muhammed´in Yaşamı" adlı kitabında yer alan, Mirac olayında farklar vardır; Mirac gecesinde, kuşlar susmuş, akasular ve rüzgar durmuştur yani doğa susar ve Peygamber "Ey uyuyan ayağa kalk" sesiyle uyanır; karşısında alnı parlayan, yüzü kar gibi beyaz, kumral saçları dalgalanan, inci ve sırma işli giysiler içinde, ışıltılar saçan sayısız kanadıyla Cebrail ve insan başlı, kartal kanatlı Burak atlı kısrak vardır. Hz. Muhammed, Burak´a biner ve melekle beraber ok hızıyla önce vaktiyle Allah´ın Musa Peygamber´e göründüğü Sina Dağı´na giderler sonra da İsa Peygamber´in doğduğu yere giderek, dua ederler. Yolda onları durdurmak isteyen sesler duyarlar ve Burak durmaz. Kudüs´e geldiklerinde, Hz. Muhammed Burak´ı bağlayarak kendisini bekleyen İbrahim, Musa ve İsa peygamberlerle beraber Süleyman Tapınağı´nın harabelerinde dua eder. Sonra Yakub´un taşı denen taşın üstüne büyük bir merdiven iner ve Hz. Muhammed buradan göğe çok çabuk çıkar. Öykü değişmiştir. Bir kere Burak´ın bir kısrak olduğu vurgulanır, Sina Dağı ve Süleyman Tapınağı ortaya çıkarlar, duada tüm peygamberler değil, üç peygamber vardır ve en önemlisi Hz. Muhammed göğe Burak´la yükselmez, bir merdivenle çıkar. Devam edelim...



Allah´ın elleri



Göğün ilk katı saf gümüştür ve orada şeytanların göğe çıkmalarını engelleyen ve cinlerin göklerin sırlarını dinlemelerini mani olan bir melek vardır. Birinci katta Adem Baba ve dünyadaki tüm hayvanlarından bir örnek vardır. Sonraki altı katta Hz. Muhammed, Nuh, Harun, Musa, İbrahim Davut, Süleyman, İdris, Yahya ve İsa Peygamberleri görür yani önceki öyküye göre farklı peygamberler ortaya çıkar. Ve sonra Hz. Muhammed, ölüm meleği Azrail´i görür, Azrail o kadar büyüktür ki, iki gözü arasında 70.000 günlük mesafe vardır, yüzbin tabura emreder ve doğup ölen insanları kaydetmektedir. Bu arada Hz. Muhammed, günah işleyenler için ağlayan bir meleği, alevden bir tahta oturmuş, yarısı buzdan, yarısı ateşten başka bir meleği görür. İkincisinin çevresinde "Allahım, sen ateşle buzu bir ettin, tüm kullarını da birleştir." diye dua eden melekler vardır. Sonra Hz. Muhammed milyarlarca meleğin bulunduğu Sidre´ye gelir, sonsuz denizlerden, göz kamaştırıcı ışık ve karanlık ülkelerinden, sayısız gök yakut, karanlık, ateş, hava, su, boşluk perdelerinden geçer sonra güzellik, kemal, sonsuzluk ve birlik aşamalarını aşar. Her kadamede veya yerde 70.000´er bin melek secdeye kapanmış durmaktadır. Sonra kendisini bastığı yerin yükseldiği, yerin ve göğün ayrımının olmadığı sonsuz bir yerde bulur. Dermenghem´in kitabına göre Hz. Muhammed, Allah´ın tahtına iki ok atımı hatta daha da yakındır, ruhunun gözüyle Allah´ı görür, gördüğünü dille anlatması mümkün değildir. Allah bir ilini Hz. Muhammed´in göğsüne, ötekisini omuzuna koyduğunda, Peygamber önce donar, sonra anlatılmaz bir tatlılık duyar ve yokluğa düşer.



Ruhla mı, bedenle mi?



Dermenghem´in kitabında buradan sonra dönüş başlar, Peygamber günde 50 vakit namaz emri almıştır ama dönüşte Musa Peygamber onu birkaç kez geri yollayarak, namazı beş vakte indirir. Burası bazı İslam yorumcularınca pek tasvip görmemektedir, neden Hz. Muhammed´in 50 vakti fazla görmediği, neden Musa Peygamber´i dinlediği veya Allah´la pazarlık yapılamayacağı gibi görüşler ileri sürülmüştür. Namaz olayının ardından Cebrail, Hz. Muhammed´e cenneti gezdirir ve sonra ışıktan yapılmış merdivenle dünyaya dönerler, Hz. Muhammed´in Burak´u çözer ve Kudüs´den Mekke´ye ulaşır. Dermenghem Mirac´ın ruhla mı yoksa bedenle mi yapıldığının tartışıldığını, Hz. Muhammed´in Mekke´ye doğru gelen kervanları görüp önceden söylediğini ve giderken devirdiği bir testiyi içindeki su dökülmeden geriye dönüp kaldırdığı şeklinde rivayetlerin bulunduğunu yazar. Bir başka söylentiye göre, Kudüs Patriği, ertesi sabah, tapınakta peygamberlerin ayak izlerini görmüştür. Bazı Mirac araştırmacılarına göre ise, Hz. Muhammed Kudüs´e bedeniyle, göğe ruhuyla çıkmıştır.



Kabe´de olanlar



Ertesi gün Hz. Muhammed olanları önce amcasına ve yeğeni Ümmühinin´e anlatır, ikisi de bunu kimseye söylememesini önerirler ve düşmanlarının bunu aleyhine kullanacağını söylerler. Ama Hz. Muhammed bunun Allah´ın verdiği bir emir olduğu düşüncesindedir, Kabe´ye gider ve oturur, yanına Ebu Cehil gelip nasıl olduğunu sorunca, o gece Kudüs´e gittiğini söyler. Ebu Cehil, ne çabuk geri döndüğünü sorarak alaya başlar ve etraftakileri çağırır. Hz. Muhammed toplananlara, Kudüs Tapınağı´nı ve yedi göğü anlatarak peygamberleri tarif eder; Hz. İbrahim kendisine benzemektedir ama daha iridir, Musa Peygamber esmer, kıvırcık saçlıdır, Hz İsa orta boylu, pembe beyaz renkli, düz ve parlak saçlıdır, Yahya Peygamber ise kısa boylu, tıknaz, saçları yanık renginde yani kızıl ve kumral tenlidir. Sonra Ebu Cehil´e dönen Hz. Muhammed ona; "O sana çok benziyor." der. Toplananlar hayrete düşerler ve hatta en yakın taraftarları bile ne diyeceklerini bilemezler. Yalancı veya deli diyenler çıkar, onu inananlardan bazıları sarsılmış olarak olanları gidip Ebubekir´e anlatırlar. Ebubekir; "Allah´ın Resülü böyle dediyse doğrudur." diyerek tartışmayı sona erdirir.



Bir çöl anlatısı;



Bir diğer batılı kaynak çok önemlidir; yazarı olan R. Bodley bir İngiliz gazetecisidir. Hindistan´da görev yaptığı yıllarda, müslümanlarla tanışmış ve Hz. Muhammed´e ilgi duymuştur. Daha sonra, daha derin araştırmalar yapmak için Araplar hakkında bilgi almak amacıyla ünlü casus Lawrence ile görüşür ve Arabistan´a giderek on yıl sürecek bir araştırmaya başlar. Bodley, aralarında yaşadığı çöl Araplarının büyük bir peygamberden beraber yaşadıkları ve tanıdıkları bir dost gibi söz etmelerinden çok etkilenir ve sık sık Peygamber´in "Ulu Tanrım, kabrimin tapınak yapılmasına müsaade etme" duasını tekrarlayarak örnek verir. Hz. Muhammed´in yaşamını nesilden nesle geçen öyküleri birebir anlatan çöl Araplarından iyi öğrenmiştir, Peygamber´in sade ve bilge bir insan olduğunu ama aynı zamanda da bir dünya insanı olarak doğaüstü yetenekleri ile kimseyi asla inandırmaya kalkmadığını yazar. Bodley´in 1949 yılında Nebioğlu Yayınevi tarafından "Tanrı´nın Elçisi; Hz. Muhammed" adıyla Türkçe basılan kitabının orjinal adı "The Messenger/Haberci" idi, kitabın önsözündeki bir bölüm önemli ve çok çarpıcıdır; "Yıllar geçtikçe Hz. Muhammed hakkında bilgim arttı, çölde yaşadığım dönemde Kuran dışında Allah´ın Resülü hakkında bir tek yazılı kelime okumadım. Bilgimi uzun kervan yolculuklarında, geceleri sürüleri gözlerken, kamp ateşlerinin çevresinde dinlediğim konuşmalardan edindim. Hz. Muhammed hakkında yazılanları okumaya başlamam çöl gecelerinin ardından oldu, kitapları okuduktan sonra son derece hayal kırıklığına uğradım. Çöldeki gerçeklik, kitaplarda bir rivayet, teoloji ve politika okyanusu altında kaybolmuştu..." Şimdi Bodley´in kaleminden yani çöl Arapları´nın anlattıkları Mirac´ı görelim; Önceki iki anlatımla uyuşan yerleri atlayacağız; Yazar Mirac´ı Büyük Sahra´da tanıdığı ve örnek bir insan olarak tanımladığı Kabile Reisi Kayd Madani´den dinlemiştir...



Yalvaran kadın sesleri



O gece Mekke sessizdi sanki bir ölüm sükütu vardı.... Hz. Muhammed bedenen yorgun, manen sıkıntılıydı. Yeğeninin evinde yerdeki halının üzerinde uyuyakalmıştı. Birden berrak bir ses duydu; "Uyan, sen uyuyan, uyan." Peygamber uyandı, karşısında Başmelek Cebrail vardı ve ona kendisini izlemesini işaret etti. Kapının önünde insana benzeyen bir başı olan, yakut gözlü bir kısrak vardı; Cebrail adının Burak olduğunu söyledi ve Hz. Muhammed´in sırtına binmesini istedi. Sonra hızla uyuyan Mekke´nin duvarlarını aşarak göğe yükseldiler. Cebrail yanlarındaydı. Bodley, Burak´ın bir at olarak tanımlanmasının ancak bir Arap´ın estetik ve yücelik anlayışı olduğunu belirterek, çöl insanlarının ata verdikleri değeri ve yüceliği vurgular. Yola devam ederler, birden Cebrail Burak´u yere indirir ve Hz. Muhammed´e inip dua etmesini söyler. Burası Sina Dağı´dır. Sonra Bethlem´e giderek yine yere iner ve dua ederler, tekrar yola çıktıklarında bulutların arasından görünen güzel kadınlar durmaları için üç kez yalvarırlar. Peygamber ses çıkarmaz ama üçüncü sesten sonra Cebrail´e ne olduğunu sorar; Cebrail; "İlk ses bir Musevi´nin, ikincisi bir Hıristiyan´ın, üçüncüsü dünyanın boş gurur ve değersizliğinin sesiydi. Eğer sen bu kadınlardan birisiyle kalma isteseydin, sen ve halkın eskisi gibi kalacaktınız."



Dev meleklerin tarifi



Yola devam ederler ve Kudüs´e tapınağın üstüne inerler, orada birçok peygamber vardır, tanıştırılırlar ve hep beraber ibadet ederler. Cebrail gitmeleri gerektiğini söyleyinceye kadar, birbirleriyle görevleri hakkında konuşurlar. Tapınağın dışında, Hz. Muhammed göğe giden bir merdiven bulur, melekle beraber tırmanmaya başlarlar ve cennetin kapısına gelirler. Cebrail kim olduklarını haber verince, kapılar açılır, burası göğün ilk katıdır ve içerde yaşlı bir adam onları karşılar. Bu Adem Peygamberdir, her taraf hayvan doludur ve Hz. Muhammed başı göklerde kaybolan bir horoz görür. Sonra ikinci kata çıkarlar bu kapı demirdendir ve orada Hz. Nuh Hz. İsa ve Hz. Yahya vardır. Hz. Muhammed orasının onların evi mi olduğundan yoksa gezmeye mi geldiklerinden emin değildir. Üçüncü kat daha görkemlidir; Cebrail burada Davut ve Yusuf Peygamberlerin bulunduklarını söyler ama tanışamazlar. Orada dev bir melek görürler, Cebrail onun Azrail olduğunu ve önündeki deftere doğacakları yazdığını, ölecekleri ise sildiğini söyler. Dördüncü katta ağlayan melek vardır ve kapıda Hz. Muhammed, Peygamber Enok´la tanışır. Sonra beşinci kata çıkarlar, orada onları Harun Peygamber karşılar. Bu katta alevli bir tahtta oturan yüzü bakır rengi, çıban ve sivilcelerle dolu, gözlerinden şimşekler fışkıran ve elinde yanan bir mızrağı tutan dev bir melek vardır. Görevi Allah´ın intikamını almaktır.
Bu konu yada mesaj "www.beyforum.net" sitesine aittir.
BeyForuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
mirac, mucizesi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlı. Şuanki Zaman: 22:48.

-->   Turizm