BeyForuM
Eski 10-04-2010, 03:04   #1 (permalink)
BeyForuM
Owner
BeyForuM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üye Numarası: 1
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesaj Sayısı: 6,031
BeyForuM isimli üye Tecrübe puanını kapatmıştır.
Standart Mehir'in Mahiyeti

MEHİR'İN MAHİYETİ

1113 Allahû Teâla (cc) ve Resûl-i Ekrem (sav) bir işe hükmettiği zaman; mü'min erkek ve kadınların kendi akli çözümlerini öne sürerek, aksine davranışta bulunmaları caiz değildir.(79) Mehir; kitap, sünnet ve icma ile sabit olan bir hükümdür.(80) İbn-i Abidin: "Sonra inaye sahibi mehri şöyle tarif etmiştir: "Mehir, nikâh kıyılırken bud (cim'a istifadesi) karşılığında kocaya vacip olan malın adıdır. Bu, ya adını söylemekle yahud akidle olur." Bu tarifte; şüphe ile cimada ne lazım geldiğine şumulü yoktur diye itiraz olunmuştur. Bundan dolayı bazıları mehri: "Kadının nikâh akdiyle yahud cim'a ile hakettiği malın ismidir" diye tarif etmişlerdir. Mehir sahibi buna cevap vermiş: "Tarif edilen şey, akidle hasıl olan nikâhın hükmüdür" demiştir.(81) hükmünü zikretmektedir.

1114 Kur'an-ı Kerim'de: "Kendileriyle temas etmediğimiz, yahud kendilerine bir mehir tayin etmediğimiz kadınları boşamışsanız (bunda) üzerinize bir vebal yoktur"(82) hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi fûkahası bu ayet-i kerime'yi esas alarak: "Boşamak (Talak) ancak şer'i nikâh üzerine terettüb eder. Mehir tayin etmeksizin ve kendileriyle temasta bulunmaksızın talak (boşama) beyan buyurulmuştur. Dolayısıyle mehir; nikâh'ın rüknü veya şartı değildir!.. Nikâh sonucu ortaya çıkan bir hükümdür. Netice olarak mehir tayin etmeksizin kıyılan nikâh sahihtir. Kadın bu akidle "Mehr-i Misle" hak kazanır"(83) hükmünde ittifak etmiştir.

1115 Nikâh sırasında "Mehir'in" miktarını belirtmek ve kadına teslim etmek müstehabdır.(84) Kadın; nikâh anında tesbit edilen mehrin tamamını veya bir kısmını almadan, kocasına kendisini teslim etmeyebilir!.. Şer'an hiçbir vebal altına girmez. İbn-i Abidin: "Kocası bir dirhemden maada bütün mehrini vermiş olsa, o (bir) dirhemi almak için kadın kendisini teslim etmeyebilir"(85) hükmünü beyan etmektedir.

MEHİRİN MİKTARI

1116 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "On dirhemden daha az mehir olmaz"(86) buyurduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası bu hadis-i şerifi esas olarak; "Mehrin en azı on dirhem gümüştür. Dirhemler; tıpkı zekâtta olduğu gibi, yedi miskal ağırlığında olmalıdır. Madrub (basılmış, darbedilmiş para) olup olmaması müsavidir. Külçe gümüş şeklinde de olabilir"(87) hükmünde ittifak etmiştir. Resûl-i Ekrem (sav) döneminde, beş dirhem gümüşle bir koyun satın alınabildiği bilinmektedir.(88) Dolayısıyla, Asr-ı Saadette; mehrin en az miktarı ile, iki koyun satın alınabilmektedir.(89)

1117 Resûl-i Ekrem (sav), gerek kendi izdivaçlarında ve gerekse kızlarının izdivaçlarında 12 ukiyye (bir ukiyye 40 dirhemdir) miktarında gümüş takdir etmiş, daha fazlasını ne vermiş, ne de taleb buyurmuştur.(90)

1118 Hz. Ömer (r.a)'in hilafeti döneminde "Mehir" alabildiğine yükselmiş, bunun üzerine Halife bir hutbesinde: "Kadınların mehirlerini ne kadar çok artırdınız. Resûl-i Ekrem (sav) devrinde bir erkek, dörtyüz dirhemden fazla mehir vermezdi" buyurur. Hutbesini bitirip inerken Kureyşli bir kadın: "- Ey Emirü'l Mü'minin, Allahû Teâla (cc)'nın: "Eğer bir kadını bırakıp da yerine başka bir kadını almak isterseniz, öbürüne yüklerle mehir vermiş olsanız bile, birşey almayın" (En Nisâ Suresi: 20) buyurduğunu işitmediniz mi?" diye itirazda bulunur. Bu itiraz üzerine Hz. Ömer (r.a): "Ey insanlar!.. Bundan (dörtyüz dirhemle sınırlanmaktan) vazgeçtim. Artık dileyen dilediği kadar mehir verebilir"(91) buyurur. İslâm uleması; mehrin en fazla miktarını karşılıklı rızaya bağlamış, ancak bu hususta ifrada gitmenin "evlenmeleri güçleştireceği ve nesil emniyetini tahrib edeceği" gerekçesiyle mekruh olduğunu beyan etmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in, "Kadının istenmesinin kolay ve rahiminin doğurucu olması, onun uğurundandır" ve "Mehrin en hayırlısı en ehven olanıdır" hadis-i şerifleri; bu hususta mü'minlerin takınması gereken tavrı beyan etmektedir. Dolayısıyla mehir hususunda 12 ukiyye'yi aşmamak, "Sünnet'e riayet" noktasında önemlidir.(92)

1119 Alışverişi ve kullanılması haram olmayan herşey mehir olarak verilebilir. Menkûl ve gayr-i menkûl mallar, zinet eşyaları, hayvanlar, misli şeyler ve menfaatler de "mehir" olarak tesis olunabilir. Ancak, İslâm dininin haram kıldığı; şarab, domuz eti vs. "Mehir" olamaz. Taraflar; şarab ve domuz eti gibi haram olan maddeleri "Mehir" olarak anmışlarsa, bu durumda tesbit olunmamış farzedilir ve kadına "Mehr-i Misil" takdir olunur.(93)

1120 Kur'an-ı Kerim'de: (O kimse Hz. Musa'ya) Dedi ki: Bu iki kızımdan birini, sen bana sekiz yıl ecirlik etmek üzere, sana nikâhlamak istiyorum. Eğer hizmetini on yıla tamamlarsan o da kendinden"(94) hükmü beyan buyurulmuştur. Dikkat edilirse, bu ayet-i kerime'de, karşılığında ücret alınabilen bir menfaat (çobanlık) mehir olarak zikrolunmaktadır. Hz. Şuayb (as), Hz. Musa (as)'ya belirli bir hizmet karşılığında (menfaat) kızını nikâhlayabileceğini bildirmektedir. Feteva-ı Hindiyye'de: "Menfaatlerin mehir olup olmayacağı konusundaki ihtilaf zikredildikten sonra" şu hükümlere yer verilmektedir: "Essah olan Hz. Musa (as) ve Hz. Şuayb (as)'ın kıssasını delil alarak bu nikâhın caiz olduğunu kabul etmektedir Allahû Teâla (cc)'nın ve Resûlü'nün (sav) bildirdiği kıssalar, inkar edilmez bir şeriattır. Kafi'de de böyledir."(95) denilmektedir. Dolayısıyla menfaatler de mehir olarak verilebilir.

MEHİR ÇEŞİTLERİ

1121 Mehir, genel olarak "Mehr-i Müsemma" ve "Mehr-i Misil" olmak üzere ikiye ayrılır.

1122 MEHR-İ MÜSEMMA: Nikâh akdi sırasında; taraflar arasında miktarı tesbit olunan mehire "Mehr-i Müsemma" denir. Mehr-i Müsemma; kendi içerisinde ödeme şekline göre "Mehr-i Muaccel" ve "Mehr-i Müeccel" olmak üzere ikiye ayrılır."Mehr-i Muaccel", nikâh anında erkek tarafından kadına derhal ödenen kısımdır. Hz. Ali (ra)'nin, Hz. Fatıma (r.anha) ile evlenirken zırhını vermesini esas alan fûkaha, Mehr-i Muaccel'in müstehap olduğunda itifak etmiştir. Mehr-i Müeccel ise; taraflar arasında belirli vadelere bağlanan kısımdır. Vadelerinde ödenmesi vaciptir.

1123 MEHR-İ MİSİL: Nikâh esnasında; taraflar arasında "Mehir" hiç konuşulmamışsa kadına "Mehr-i Misil" takdir edilir. Hatta erkek kadına: "Hiç mehir taleb etmeksizin benimle evlen" teklifinde bulunsa, kadın da cevaben "- Kabul ettim" dese, yine de kadına "Mehr-i Misil" verilir Kadının "Mehr-i Misil; babası tarafından akrabalarının mehrine göre takdir olunur. Kız kardeşleri, halaları, hala kızları gibi.(96)

MEHİRLE İLGİLİ DİĞER MESELELER

1124 Mehirin te'kidi ve kat'iyyet kazanması; halvet-i sahiha, cim'anın (karı-koca hayatının başlaması) tahakkuku veya karı-kocadan birinin ölümüyle sabit olur.(97) Nikâh akdi esnasında "Mehir" hususunda herhangi bir anlaşma olmamış; halvet-i sahiha ve cim'a tahakkuk etmeden talak (boşama) vukû bulmuşsa kadına müt'a verilmesi gerekir.(98) Halvet-i Sahiha; kadın ile erkeğin; hissen, şer'an ve tav'an cima yapmaya mani bir halleri olmadan, bir yerde ve bir arada bulunmaları demektir!.. Eğer cim'a etmeye kat'i bir engelleri mevcutsa, buna "Halvet-i Faside" denir.(100) Nikâhlanmaları müebbed (yani ebedi olarak) haram olmayan erkek ve kadınların bir arada oturmaları durumunda "Sahih" veya "Fasid" halvet teşekkül eder. Bu sebeple İslâm ûleması "Haremlik" ve "Selâmlık" hususunda titizlik göstermişlerdir.


1125 Nikâh akdi esnasında "Mehir" miktarının koca tarafından artırılması caizdir. Nikâh'tan sonra da mehir artırılırsa, bu sahih olur. Ancak kadının mehir miktarındaki bu artışa rıza göstermesi esastır.(101)

1126 Kadın, mehrinin tamamını kocasına hibe edebilir. Cima'nın tahakkuk etmiş olmasının veya olmamasının bu bağışa (Hibeye) herhangi bir etkisi olmaz. Bu hibe'ye; kadının velisinin (Babası veya diğer akrabalarının) itiraz hakkı yoktur.(102) Ancak bütün alimlerimize göre; hiçbir baba, kızının mehrini hibe edemez. Zira mehir; kat'i olarak kadına ait bir maldır. Tasarruf hakkı da, sadece ve sadece kendisine aittir.

1127 İki kadının; mehirleri belirlenmeden, biri diğerine mukabil olmak üzere iki erkeğe tezvic edilmesine "Nikâh-ı Şigar (Trampa Nikâhı)" denir. Mesela iki erkek; birbirlerine kız kardeşlerini (mehirleri birbirine bedel sayarak) nikâh etmiş olsalar "Nikâh-ı Şigar" teşekkül eder. Hanefi fûkahası; Resûl-i Ekrem (sav) mehirleri birbirinin bedeli kabul edip; kadınlara hiçbir şey vermeden yapılan "Nikâh-ı Şigar'ı" yasaklamıştır. Buradaki nehiy, Mehirle ilgilidir. Dolayısıyla şart geçersiz olur ve her ikisine de "Mehr-i Misil" verilir"(103) hükmünü beyan etmiştir. Şafii fukahası: "Nikâh-ı Şigar batıldır"(104) hükmünde müttefiktir.

AİLE'NİN GEÇİMİNİ SAĞLAMAK KİMİN ÜZERİNE VACİBTİR?

1128 Darû'l İslâm'da (Şer'i Devlet'te) aile sistemi; "Nesil emniyetinin" temel direğidir. Mü'min erkek ve kadınların; aile sistemi içerisinde istişareyi esas almaları gerekir. Ancak son tahlilde karar ve hakimiyet (Yani aile reisliği) erkeğe aittir. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'de: "Erkekler, kadınlar üzerine hakimdirler. O sebeble Allahû Teâla onlardan kimini, kiminden üstün yaratmıştır"(105) hükmü beyan buyurulmuştur. Şurası muhakkaktır ki; erkek fıtri olarak kadından daha güçlü olarak yaratılmıştır. Tedbir, temkin, sabır ve güçlüklere karşı mukavemet noktasında erkek (Kadına oranla) daha kuvvetlidir.(106) Gerek mehir vermek, gerekse ailenin nafakasını temin etmek; erkeğin üzerine vacibtir.(107)

1129 Kur'an-ı Kerim'de: "Anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler. (Bu hüküm) emmeyi tamam yaptırmak içindir. Annelerin nafakaları (maruf vech ile ihtiyaçları) çocuk kendisinden olan babaya aittir."(108) hükmü beyan buyurulmuştur. Ayırca Resûl-i Ekrem (sav) Hind b. Utbe'ye kendisine ve çocuğuna yetecek miktarda; kocası Ebû Süfyan'ın malından, onun izni olmasa dahi almasına izin vermiştir. İmam-ı Şafii (rh. a) bu iki nassı zikrettikten sonra: "Kur'an-ı Kerim'de ve sünnette; kadının nafakasının ve çocuğun emzirme ücretinin babaya ait olduğuna dair delâlet bulunmaktadır."(109) hükmünü zikreder. Hanefi fûkahası: "Eğer kadın çocuğunu emzirmek istemezse veya çocuğu başka bir kadının (süt annenin) sütüne alışmışsa, o işle ilgili ücret kocaya aittir"(110) hükmünde müttefiktir. Nafaka konusunda İmam-ı Merginani şunları beyan etmektedir. "Kadın, nefsini kocasının evine teslim ettiği zaman (Yani kocasının evine yerleştiği andan itibaren) nafakası kocasının üzerine vaciptir. Burada asıl olan Allahû Teâla (cc)'nın şu kavlidir: "Varlıklı olan (zengin) kimse, zenginliği ölçüsünde infak etsin". Bir de Resûl-i Ekrem (sav)'in Vedâ Haccı hadisinde: "Kadınların rızıkları (yiyecekleri) ve elbiseleri maruf bir şekilde sizin üzerinize borçtur" hükmü mevcuttur. Nafaka; kadının kendisini kocasının evinde bulundurmasının bir mükâfatıdır."(111)


1130 Sahabe-i Kiram'dan Hz. Muaviye b. Hayde (ra): "- Ya Resûlullah!.. Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakları nedir?" sualini tevcih edince, Resûl-i Ekrem (sav): "Yediğin gibi ona da yedirmek, giydiğin gibi onu da giydirmek, yüzüne vurmamak, onu kötülememek, bir de darılıp ayrı yatmaya mecbur kaldığında onu ancak ev içinde yapmaktır"(112) buyurmuştur.

1131 Kur'an-ı Kerim'de: (Hali vakti geniş, zengin) olan nafakayı zenginliğine göre versin. Rızkı kendisine daraltılmış bulunan (fakir) da nafakayı, Allah'ın ona verdiğinden versin. Allah hiçbir nefse, ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allah güçlüğünün arkasından kolaylık ihsan eder."(113) hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi fûkası, bu ayet-i kerime'yi esas alarak; "Kocanın fakirliği ve nafakayı temin edememesi sebebiyle nikâh feshedilmez, aralarının ayrılması gerekmez. Kadına; kocası adına borç alması tavsiye edilir"(114) hükmünde müttefiktir.

1132 Koca zengin ise, karısına hizmetçi tutması için de, ayrıca nafaka verir. Zira hizmetçi, ihtiyacı gidermek menzilesindedir.(115) Ancak bir hizmetçiden fazlası için nafaka takdir olunmaz. Koca zengin değilse; essah olan kavle göre, hizmetçi için nafaka gerekmez.(116)

1133 Hanefi fûkahası: "Koca, karısını, kendi ailesinden hiç kimsenin bulunmadığı bir evde oturtmakla mükelleftir. Ancak kadın; kocasının ailesi ile birlikte oturmaya razı olursa ne alâ!.. Eğer kocanın başka kadından çocuğu varsa, o çocuğunu karısıyla beraber oturtmaya (Cebren) hakkı yoktur. Buna mukabil; koca; kaynanası, kayınpederi veya kadının başka erkekten olan çocuğunun veya ailesinden birisinin, karısının yanına girmelerine mani olabilir. Ancak bunların diledikleri zaman kadını görmelerine ve onunla konuşmalarına mani olamaz"(117) hükmünde müttefiktir. Eğer kadın zengin olur; kocası kendisine ait olan evde oturursa, kocasından kira talebinde bulunabilir.(118) Zira İslâm dininde "Karı" ve "Koca" arasında; mal ayrılığı esastır. Borcu sebebiyle hapse düşen kadının nafakası, kocasının üzerine vacip değildir.(119) Ancak infak edebilir ve ihtiyaçlarını karşılayabilir.

1134 Küçük çocukların nafakası, babanın üzerinedir. Bu hususta babaya hiçbir kimse ortak olamaz. Cevheretü'n Neyyire'de de böyledir.(120)

__________________
Bu konu yada mesaj "www.beyforum.net" sitesine aittir.
BeyForuM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
mahiyeti, mehirin

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlı. Şuanki Zaman: 00:57.

-->   Turizm