|
|
#1 (permalink) |
|
Üye Numarası: 1
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesaj Sayısı: 6,127
|
(Horst Redeker - Edebiyat Estetiği)
Bu konu yada mesaj "www.beyforum.net" sitesine aittir.
Estetiksel değer içeriği, tam olmasa da, değişik tarzlarda kuramsal olarak yansıtılmaktadır, bunun için birkaç örnek vermek istiyoruz burada. Estetiksel değer içeriği, sanatın “insancıl kapsamı” olarak gösterilen şeyin çekirdeğini oluşturur her şeyden önce. Hümanizm, bu ilinti içinde bir anlam taşımakla birlikte çok genel bir kavram olarak kalmaktadır. Sanatın insancıl özelliğinin olduğunu duyurmak yeterli değildir, çünkü sorun sistematik bir biçimde, bir bilinç biçimi olarak sanatın tüm belirlenişindeki nesnel bağıntılar içinde, yeterince somut olarak kavranmış olmaz böylece. Yapıdan zorunlu bir çıkarsamada bulunabilmesi de sözkonusu değildir burada. Dolayısıyla, sanatta hümanizm’den sık sık söz edilmesi bir rastlantı değildir, ama dışsal bir şeymiş gibi gözükmektedir bu. Sanatın konusu ve yansı özelliği sorunu üstüne, hele estetiksel değerlendirme üstüne ortaya konan kuramsal belirlemelerde, sanatta neyin insancıl kapsamı oluşturduğu, sistematik bir yer almamaktadır. Ayrıca, hümanizm kavramının çok geniş ve değişken bir içeriği olduğunu, (kendine özgü tarihsel bir olay olarak da) değişik yönlerden anlamlandırıldığını görmekteyiz. Genel anlamda, bilimsel maddeci kültür anlayışında hümanizm kavramı, kendi sonsuz ilerleyen tarihsel süreci içinde insan olma kültürüne, kendi varlığının mutlak hareketi içindeki insanın kendi bir anlatımına karşılık verir. Kültür sürecinin bileşken bir parçası olarak bu genel anlamı içinde, Toplum –Edebiyat- Okuma adlı yapıtın yazarları, sanatın “insanileştirme işlevi”nden söz etmektedirler. Hiç kuşkusuz sanatın böylesine bir insanileştirme işlevi vardır ( ama bilimin, ahlakın, başlıcalıkla da maddi üretici etkinliğin, bütün bunların da insanileştirici bir işlevi olduğunu da unutmamak gerekir.) Dolayısıyla, burda sanatın özgüllüğü açığa çıkmadığına göre, “insanileştirme işlevi” sorunu da, edebiyat alımlamasına ilişkin incelemelerde herhangi bir rol oynayamayacaktır.İnsanileştirme işlevi, kültürel işlev anlamında kullanılmaktadır burda; bilimsel maddeci kuramda geçen bu kültürel işlev, sanatın kültür süreci içindeki yerini göstermekle birlikte, sanatın özgüllüğüne girmemektedir. Bu bağlamda, başka bir düzlemde de olsa, kuramsal tartışmalara getirilen bir başka kategoriyi gözönüne almak gerekir; buysa, kendi türünden varlık kategorisidir. Felsefe Sözlüğü’nde sanat dolaylı olarak “sanat kuramı” maddesi içinde şöyle tanımlanmaktadır: “İnsanların estetiksel etkinliklerinin özgün biçimlerine ilişkin kuram: insanlar bulundukları bu estetiksel etkinlik içinde kendi türünden bir varlık olarak kendisini, kendi yaşamını, gerçeklikle olan ilişkilerinin bütünselliğini, ikonik bir biçimde, çokyönlü özümlemenin konusu haline getirir”. Burda bizi öncelikle ilgilendiren şey, bu tanımlamanın taşıdığı sorunsallık değil, tanımlamanın odak noktasında yer alan “kendi türünden varlık” kavramı. Aynı maddenin bir başka yerinde de şunlar yazılı: “Sanatta insan kendi türünün tarihinin her somut-tarihsel anında, kendi türünden bir varlık olarak kendini gerçekleştirebilmesi olanaklarını önceden hazırlamaya bakar”. Bu tümce, kendi türünden varlık kategorisinin bulunduğu soyutluk düzeyinde, gerçek tarihsel olguların üzerinde dolaşmaktadır. Kendi türünden varlık kavramı o denli soyut bir kavramdır ki, tanımlanamamaktadır bir türlü, sanki kendini kendisiyle tanımlama vardır burada, kendi türünden varlık insan türünün varlığı olarak verilmektedir. Marx, bu kavramı, daha Hegel’ci ve Feuerbach’cı terminolojinin etkisinden kendini sıyıramamış olduğu Ekonomi ve Felsefe Elyazmaları’nda, doğrudan Feuerbach’a yaslanarak kullanmıştır, sık sık atlandığı gibi, estetiksel olgunun belirlenmesi için değil. Mehring, estetik yazılarında birey ve tür kategorileriyle uğramışsa da, bir başka anlamda ele almıştır bunları. Yukarda verilen alıntıda geçen “kendi türünden varlık” kavramı insanın kendi varlığı’ndan başka bir anlama gelmemektedir, genel olarak alındığında. Marx, daha sonra böyle bir belirlemeden uzaklaşarak, Feuerbach’a karşı, insanın kendi varlığı’nın bir soyutlama olduğunu söyleyerek bunu geri çevirmiştir; çünkü, “kendi gerçekliği içinde insan toplumsal ilişkilerin toplamından başka bir şey değildir”. Feuerbach bu gerçek varlığı tanımadığı için, “insanın kendi varlığını ‘kendi türü’ olarak, bireyleri birbirine sırf doğal yoldan bağlayan bir iç, durgun genellik olarak kavramıştır”.
__________________
Ben; seni sen olduğun için değil, benim olduğun için seviyorum.
|
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Üye Numarası: 1
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesaj Sayısı: 6,127
|
Bilimsel maddeci estetiğe girmiş bulunan “genel –insansal olan” kavramı da “kendi türünden varlık” kavramıyla aynı düzlemde yer alır. Ancak bu kavramın kullanılış tarzına dikkatle bakmak gerekir. M. Kagan bu kavramı kullanmıştır, ama kendini “bireysel-olan ile toplumsal-olan’ın diyalektiği”nde açığa koyan tarihçe görece-olan ile mutlak-olan’ın diyalektiğinin altını çizmiştir burada. Böylece Kagan genel-insansal olan kavramına toplumsal bir içerik kazandırmıştır. Kagan’da “genel-insansal olan” kavramı, “insanileştirme işlevi” ile “kültürel işlev” terimlerine yaklaşır, ancak düşünmeden kullanılmayacak biçimde, anlamsal yükle doludur.
Bu konu yada mesaj "www.beyforum.net" sitesine aittir.
“Kendi türünden varlık” ve “genel-insansal olan” kavramları ile sanat üstüne bunlara dayanan bildirimlerde söz konusu olan şey neyse, “insanileştirme işlevi” ile “kültürel işlev” de söz konusu olan şey de odur; ne sanatın özgüllüğü, ne de estetiksel değer içeriğinin özgüllüğü kavranabilir bu yolla. İnsanileştirme işlevi ile kültürel işlev, maddi üretim etkinliğiyle birlikte, insansal kültür sürecinde öbür toplumsal bilinç biçimleri arasında yer alan sanatın bir yanı olarak gösterilebilir. Edebiyatın düşünsel yapısından çıkarsanıp temellendirilecek olan estetiksel değer içeriğinin özgüllüğünü bundan ayırmak gerekir. (Böyle bir şey, öbür sanat türlerinde de değişik biçimde sözkonusudur). Estetiksel değer içeriğinin özgüllüğü, bu yapıya bağlı kalmaktadır; insanileştirme işlevi, kültürel işlev, genel-insansal olan gibi kavramlarda aranan şey, bu yolla, edebiyat ile gerçekliğin yapısal ve işlevsel tüm bağıntısı içinde sistematik bir biçim alır. Nitekim, tarihsel maddecilik düzleminde betimlenebilen, edebiyat ile toplum arasındaki en genelinden ilişki, edebiyatın genel yansı işlevinden edebiyatta estetiksel değerlendirmenin özelliklerine kadar, sistematik bir yapı bütünü içinde kendini ortaya koyar, sözü edilen kavramlara yönelik estetiksel değer içeriğinin tastamam belirlenebilecek bir yeri vardır burada. Bu değer içeriği, edebi iletişimin kendi koşulları uyarınca somut bir biçimde gerçekleştirir kendisini, bir güç halinde kendisini örgütleyen bir sürecin iç uğrağı olarak ortaya çıkar. Estetiksel değer içeriği olarak bütün sanat türlerinde yer alır, tüm sanat türleri için geçerlidir böyle bir şey, ancak bu türlerin özgül koşulları içinde gerçekleştirir kendisini. İnsanileştirme işlevi gibi kavramların son yıllarda kuramsal tartışmalar içinde gittikçe daha çok yer alışı oldukça yararlı olmuştur. Burada, sanatın, özellikle de edebiyatın ideolojik olarak belirlenmiş belli bir kapsamın biçim’i olarak artık kavranamayacağı konusundaki çabalar görüldüğü kadar, sanata ilişkin nesnelci, bilim modeline yönelik tasarımların da geride bırakılması ve sanatın kendisine karşılık verecek özgül bir içeriğinin bulunması konusundaki çabalar da görülmektedir. Ancak bu içeriğin, sanat-gerçeklik ilişkisinin somut işleyiş tarzıyla yasalılıklara uygun ve sistematik bir bağıntı içinde belirlenmesi gerekmektedir. Ancak bu yolla sanatın ortak birliktelik içindeki bir varlık olarak bireyin olumlanışı konumundan değerlendirmede bulunabileceği, bireylerin ortak birliktelik içindeki ilişkilerini değerlendirerek doğrulayabileceği, çünkü, kendi iç yapısında bireysellik ile ortak birliktelik arasındaki uygunluğun bulunduğu sonucuna varılabilir.
__________________
Ben; seni sen olduğun için değil, benim olduğun için seviyorum.
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Üye Numarası: 1
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesaj Sayısı: 6,127
|
Estetik tarihinde bu konuyla ilgili önemli düşüncelere rastlanır. Kant, bu bağlamda, Yargıgücünün Eleştirisi”nde yazdığı şu sözlerle çok yaklaşır buradaki konuya: “En yüksekten yetkinliği amaçlayışı içinde güzel sanatlara yazılı kurallardan yola çıkılarak değil, herhangi ilk bilgiler yoluyla duygusal güçlere ilişkin kültürden yola çıkılarak girilebilecekmiş gibi görünüyor; çünkü, insanlık, bir yanda genel paylaşma duygusu anlamına, öte yandan, kendini en içsel ve genelde iletebilme yetisi anlamına gelebilmekte; bu temel özellikler, birbirine bağlı olarak insanlığa yaraşır topluma yatkınlığı ortaya koymaktadır, ki hayvanların sınırsallığından insanları ayıran şey de budur.”
Bu konu yada mesaj "www.beyforum.net" sitesine aittir.
Sistematik kılınmamış ve kesinleştirilmemiş olmakla birlikte, diyalektik bağıntının tüm başlıca bileşkenlerine burada rastlıyabiliyoruz. “Paylaşma duygusu”, tutumunu ve eylemlerini insani bulduğumuz bir kişiyi göstermek için günlük dilde de kullandığımız ahlaksal bir niteliktir. “ İletebilme yetisi” ise dışsal bir yetenekmiş gibi görünmektedir daha çok. Ancak Kant “ kendini en içsel ve genel olarak” iletebilme yetisinden söz etmektedir. Bunlar, edebi iletişimin yapısında yer alan, benzersiz bireysellik ile uygunluk içinde bulunan kollektiflik arasındaki diyalektik çelişkiye ilişkin sözleridir Kant’ın. Kendini en içsel olarak iletmek demek, kendi tüm öznelliğini içine almak, kendi iç bireyselliğini iletmek demektir. Kendini genelde iletebilmek demekse, kendini birkaç kişiye değil, birçok başka kişiye iletmek demektir, burada iletme kavramında, iletilende bireysel iç’in öbürlerine ulaşması yatmaktadır. Kant’ın “paylaşma duygusu” olarak gösterdiği ahlaksal yönden içeriksel olan şey ile “içsel olan”ın genel hale geldiği biri iletişim yapısının kendine özgü modeli, bu her ikisi de, Kant’ta, özgül insani “topluma yatkınlık” ın temelindeki insanlık kavramına gelip bağlanmaktadır. Nitekim, Kant, “topluma yatkınlık” sözüyle toplumsal davranış tarzları ile toplumsal ilişkilerden sözetmektedir burada. Yukarıdaki alıntının sonunda ise, Kant, “çağlar”dan ve “halklar”dan sözetmektedir, burada kendi içinde “yasallık taşıyan topluma yatkınlıkla ilgili canlı dürtülerin etkisi dolayısıyla bir halkın sürekli ortak bir varlık oluşturduğu” görülmektedir. Kant’a göre, “genel-insansal bir duyu olarak beğeni” buna dayanmaktadır. Gerçekten de, estetiksel değer içeriğinin maddi bir temele oturduğu sanatın ortaya çıkıp serpilmesine yol açan bir “ortak varlığın”, “yasalılık taşıyan topluma yatkınlığın” temelinde yatan şey “çağlar” ve “halklar” ile onlar arasındaki maddi ilişkilerdir. Öbür türlüsü, sanat ile toplumun kaçınılmaz olarak bir çatışma içine girmesi demektir, ki bu da önünde sonunda sanatın zararına olacak bir şeydir. Horst Redeker- Edebiyat Estetiği
__________________
Ben; seni sen olduğun için değil, benim olduğun için seviyorum.
|
|
|
|
![]() |
| Tags |
| deger, dusuncesel, estetiksel, iceriginin, olarak, ornekleri, yansitilmasinin |
«
önceki Konu
|
sonraki Konu
»
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlı. Şuanki Zaman: 15:33.






Normal
